This is an example of a WordPress page, you could edit this to put information about yourself or your site so readers know where you are coming from. You can create as many pages like this one or sub-pages as you like and manage all of your content inside of WordPress.
Haziran 21, 2007, 8:19 am üzerinde
AVRASYA’DA MİSYONERLİK FAALİYETLERİ
Latince missio teriminden gelmekte olan “misyon”, sözlük anlamı itibariyle görev, yetki, bundan türetilmiş olan misyoner terimi ise “görevli olan kişi” anlamlarına geliyor. Ancak Hıristiyan geleneğinde misyoner ifadesi, “bir kavram olarak, resmi kilise teşkilatı ya da herhangi bir Hıristiyan cemaat tarafından Hıristiyan mesajını ve dinini yaymak amacıyla özel amaçlanma olarak yetiştirilen ve bu çerçevede özellikle Hıristiyanlık dışı toplumlarda görevlendirilen kişi” anlamına geliyor. Bu kişilerin oluşturduğu harekete ise “misyonerlik” adı veriliyor.
Evrensel mesajlar taşıyan her inanç sistemi, öğretilerini bütün insanlara yayma isteğine sahip olup, bunu, inananlar açısından bir görev addediyor. Ancak, misyonerlik, Hıristiyan geleneğinden kaynaklanan belirli metotları kullanarak Hıristiyan dinsel değerlerinin yayılması ve diğer insanların Hıristiyanlaştırılması için yapılan sistematik aktiviteleri ifade ediyor. Bu bağlamda misyonerlik, bir kurum olarak İslamiyet ile Budizm veya Hinduizm gibi dinlerin yayılması amacıyla faaliyet gösteren, bu dinlere ait misyon kurumlarından da farklılık gösteriyor. Diğer taraftan misyonerlik anlayışı çerçevesinde Hıristiyanlar, tarih boyu gittikleri yörelerde hitap ettikleri insanlara Hıristiyan mesajını duyurmayı değil, onları Hıristiyanlaştırmayı hedeflediler. Hıristiyan egemen güçler, egemenlikleri altında yaşayan farklı inanç ve kültür bağlısı halkları hızla asimile etmeyi, İsa’nın kendilerine yüklediği dinsel bir görev bildiler.
Kuruluşlarından itibaren gerek Katolik, gerekse Protestan Hıristiyanlık’ta misyonerlik teşkilatları hiç bir dönemde sadece dini amaçlı müesseseler olmadı. Misyonerlik faaliyetlerinin tesirleri her zaman dinin etki alanının dışına taştı; siyasi, coğrafi, sosyal ekonomik, kültürel bakımlardan geldikleri ülkelerin lehine, gittikleri ülkelerin ise aleyhine sonuçlar doğurdu. Bu kuruluşların bütün bu faaliyetleri, sadece dindar insanların bağışlarıyla yürütmedikleri, misyonerlik kuruluşlarının, bağışlar, kilise gelirlerinden kesintiler ve gayrımenkul kiraları gibi gelirlerinin yanı sıra, ABD ve Almanya gibi ülkelerin gizli ödeneklerinden de finanse edildikleri ifade ediliyor.
SSCB’nin dağılmasının ardından, radikal İslâmî ülke ve örgütler, Hıristiyan misyoner teşkilatları, Hindistan’daki Budist mihraklar ile benzeri kuruluşlar; Türk Cumhuriyet ve Toplulukları’nın mezhep ihracına, cemaatlerini artırmaya, ülkeleri lehine kamuoyu oluşturmaya, ekonomik çıkar sağlamaya ve iç düzenini bozmaya yönelik dinî propaganda faaliyetlerini yürütebilecekleri yeni vasatlara kavuştular.
Bu bölgede devam eden misyonerlik faaliyetlerinin planlı bir şekilde sürdürüldüğü, mevcut ekonomik zenginliklerin ele geçirilmesi amacı doğrultusunda, bazı Batılı ülke organizasyonlarının bu türden faaliyetlerinin her geçen gün de çeşitlendiği gözlemleniyor.
Bilindiği gibi, Türk Cumhuriyet ve Toplulukları, genelde Müslüman olmakla birlikte Ehl-i Sünnet, Şîa/ Caferî, Alî- İlâhî/ Göran, Bâhâî gibi birbirini reddeden mezhep ve inançlara sahiptir. Az sayıda da olsa Karaim ve Kırımçak olarak adlandırılan Turânî Musevîler, Şaman ve Lamaist Türkler, Türk Dünyası’nın inanç mozayiğini sergiliyor. Öte yandan Gagavuz ve Çuvaşlar gibi azımsanmayacak miktarda Hıristiyan Türk de bulunuyor.
Orta Asya Türk Cumhuriyetleri’nin 1990′lı yıllarda bağımsızlıklarını müteakip, hazırladıkları anayasaya göre genel olarak devlet, bütün dinlere karşı aynı mesafededir, yani tarafsızdır. Dini teşkilatlar siyasete karışamazlar. Herkesin inanç özgürlüğü ve dini tebliğ hakkı vardır. Kanunlar dini teşkilatların kendi inançlarını anlatabilme ve bu maksatla yayın yapabilmelerini taahhüt ediyor. Bu şartlarda misyoner teşkilatları hukuken geleneksel din mensupları ile aynı hak ve özgürlüklere sahip olarak faaliyette bulunabiliyor. Bu Cumhuriyetlerin ekonomilerinin yeni gelişmekte olmasından yararlanan misyoner teşkilatları, Hıristiyanlaştırma çalışmalarını maddi motifleri kullanarak, rahat bir ortamda sürdürüyor. Ayrıca, dinî açıdan çok renkli bir durum arz eden Kafkasya’da da Hıristiyan misyoner kuruluşlar yoğun faaliyet içerisine girerek, dini yayma faaliyetleri yürütüyor.
Misyonerler, bedava kitap dağıtmak, dua törenleri ve ayinler düzenlemek, okullarda eğitmen olarak görev almak, çevirisini yaptıkları İncil’leri dağıtmak, İngilizce ve bilgisayar kursları açmak, insani yardımlarda bulunmak, sivil toplum kuruluşlarını kullanmak, etkinlikler, radyo ve TV programları düzenlemek gibi faaliyetler yürüterek, bu bölgelerdeki varlıklı, Rus dilini iyi bilen kesim, ilköğretim öncesi çocuklar ile üniversitelerde okuyan burslu öğrenciler ve insani yardıma ihtiyaç duyan muhacirler gibi kesimlere Hıristiyanlığı kabul ettirmeye çalışıyor.
Bu ülkelerin çok çeşitli etnik yapısı dolayısıyla dinsel farklılıkları, Rusya’ya olan coğrafi yakınlıkları ve eski komünist sistemin etkisi nedeniyle bölgede zaten zayıf olan din olgusu, sembolik olarak devam etti. Ancak, Sovyetler Birliği’nin dağılması ve etnik kimliklerin ön plana çıkması, tepkisel bir hareket olarak din olgusunu da yeniden gündeme getirdi. Serbestçe icra edilmeye başlanan Hıristiyanlık faaliyetleri kiliseler ve Barış Gönüllüleri tarafından sistemli bir şekilde yürütülüyor. Rus TV kanallarında Hıristiyanlıkla ilgili propaganda içerikli yayınlara yer veriliyor. Yetkililer özel televizyonlardaki yayınları engelleyemiyor.
“Hayır Kuruluşu” adı altında misyonerlik faaliyeti gösteren teşkilatlar, kendilerine taraftar kazandırmak amacıyla gençlere, konferanslara davet ettikleri insan sayılarına göre yüzde vermek, “maaş” adı altında maddî yardım temin etmek, ayrıca propaganda içerikli kitaplar dağıtmak suretiyle çalışmalarını yürütüyor. Bu gençlerin büyük bölümü, maddî menfaat temin etmek için çalışmalara iştirak etmelerine karşın, bunu açıkça ifade edemiyor.
Başını ABD ve Avrupa’nın çektiği bazı ülkeler ile Koreli ve Polonyalılar da her yıl düzenledikleri festivallerle yoğun misyonerlik faaliyeti yürütüyor. Belçika ve Avusturya’lı misyoner gruplarının ise propagandalarını etkili kılmak için yemekli toplantıların yanı sıra, Hıristiyanlıkla ilgili eğitim seminerleri düzenledikleri biliniyor. Bazı bölgelerdeki misyonerlik faaliyetleri de Rus ve Alman asıllılarca sürdürülüyor. Faaliyete maddi desteği ve propaganda amaçlı yayınları ise bazı Avrupa ülkelerine mensup şahıslar sağlıyor.
Misyonerlik konusunda eğitim almış kişiler, kapalı salon ve ev toplantıları düzenliyor. Diğer yandan el ilânları ve broşür dağıtarak, gazetelere ilân vererek veya işlek caddelerde halka konferanslar verip, ilahiler söyleyerek, propagandalarını sürdürüyor.
En ücra köylere bile ulaşan Hıristiyan misyonerler özellikle Müslüman fakir köylülerle konuşmalar yaparak, Hıristiyanlığı seçenlere maddi yardımda bulunuyor. Ayrıca, Batı medeniyetlerinin nimetlerinden yararlanmak isteyen ailelerin çocukları, dil öğrenmek amacıyla Amerika, Kanada ve İngiltere kaynaklı bu tür faaliyetlere ilgi gösteriyor. Dil eğitim ve öğretimi görünümünde buraya gelen Amerikan ve Alman misyonerler çeşitli yollarla halk ve bilhassa öğrenciler arasında inançlarını yaymaya çalışıyorlar. Bunun için ücretsiz yabancı dil kursları düzenleniyor, kitap ve broşürler dağıtılıyor ve kendileriyle bağlantıya geçen öğrencilere burslar veriliyor. Ancak, misyonerlik faaliyetleri dindar Müslüman halk arasında huzursuzluk yaratıyor.
Propaganda ve yayın dağıtımı için her yerleşim biriminde bir veya birkaç sorumlu bulunuyor. Bu köy ve semt sorumluları ile diğer sorumlular haftasonları toplanıp, faaliyetlerin değerlendirmesini yaptıktan sonra ev ev dolaşıyorlar. Her hafta toplantı yapılıp, propaganda faaliyetlerine süreklilik kazandırılıyor.
Diğer taraftan, Kazakistan ve Kırgızistan’da Protestan misyonerlerin diğerlerine göre daha başarılı sonuçlar elde ettiği biliniyor. Müslüman misyonerlerin kadınlar konusunda çok daha katı olması nedeniyle, Protestan misyonerler camide eşit olmadıklarını hisseden kadınlarla iyi ilişkiler kurarak, ikna edici konuşmalar yaparak, taraftar topluyor. Müslümanlığın kuvvetli olduğu yerlerde kendilerini Müslüman gibi göstermekten çekinmiyorlar. Ayrıca, okullara gidip gençlerle konuşuyor ve vaazlarını konserlerle destekliyor.
Protestanlığa geçiş törenleri özellikle stadyumlarda düzenleniyor.
Görüldüğü gibi misyonerler çalışmalarının başlangıcında o ülkede kendilerine dinen veya etnik bakımdan en yakın topluluklara yöneliyor. Çalışmalarının ikinci safhasını o ülkelerin yerli insanlarını kendilerine çekmek teşkil ediyor. Böylece çalışmalarını bu kişiler üzerinden yürütüyorlar. Çalışmalarında sözkonusu ülkelerde yaşamakta olan ekonomik sıkıntıları, insanların fakirliğini kendi ekonomik üstünlüklerini ve diğer psikolojik faktörleri de kullanıyorlar. Bunun yanı sıra, gittikleri her bölgenin ve ülkenin siyasi, sosyal, ekonomik, kültürel vs… şartlarını tespit ettikten sonra, bu şartlara uygun çalışmalar yapıyorlar.
Misyonerler, bilhassa eski Doğu bloku ülkelerindeki insanların içerisinde bulunduğu inanç boşluğundan ve günümüzde bu ülkelerde inanç özgürlüğünden yararlanıyor. Misyonerler bazı yerlerde aileler, bazı yerlerde tek tek fertler üzerinde çalışıyor. Lehlerine olabilecek her unsuru değerlendirebiliyor.
Misyonerlik hareketleri hiç bir zaman sadece dini hareketler olmadı. Dini olduğu kadar siyasi, bir o kadar ekonomik ve kültüreldir. Misyonerler, gittikleri ülkelerde doğrudan veya dolaylı olarak geldikleri ülkeler lehine bir ‘hayat alanı’ yaratma fonksiyonunu yerine getirmeye çalışıyorlar.
Ancak, Avrasya coğrafyasındaki Müslüman kesimin yanısıra, yönetimler tarafından da misyonerlere yönelik baskıların her geçen gün artırıldığı ifade ediliyor. Bu bölgelerde sürdürülen Hıristiyanlık propagandasına karşılık halkın İslâm dinine ilgi duymaya başlaması ve misyonerler tarafından sürdürülen Hıristiyanlık propagandasına tepki göstermesi, İslâm dinine daha yakın olan bölgelerde yaşayan Müslüman Türklerden etkilenmeleri ve İslâmi özellikler arz eden davranışların ortaya çıkması gibi nedenlere bağlanabilir. Ancak bu yaygınlaşma, devletin kontrolünde ve çok düşük bir seviyede gerçekleşiyor.
SSCB döneminde gerek Müslümanlar, gerek Ortodoks Hıristiyanlar ateist politikalardan mağdur olmuşlardır. Bu nedenle, günümüzde, dinler arasındaki farklılıklara değil ortak yönlere ve birleştirici unsurlara önem verilmesi gerekir. Devlet kontrolünde olmayan, finans kaynakları bilinmeyen, çalışmaları ülke yasaları ile uyuşmayan tüm vakıf ve kişilerin faaliyetleri de gerçek dini kuruluşların çalışmaları ile bir tutulmamalıdır. Hıristiyanlara ve Müslümanlara tanınan haklara ilişkin yapılan uygulamalar arasında fark gözetilmemelidir. Günümüzde misyonerlik faaliyetlerinin etkisiz kılınması için özellikle aydın din adamlarının istihdam sorunu yönetimler tarafından çözümlenmelidir.
Naciye Saraç
Global Yorum İnternet Dergisi
nsarac@globalyorum.com
Haziran 21, 2007, 8:22 am üzerinde
ACARA’DA DİNİ BASKILAR
Gürcistan/Acara bölgesinde yaşayan edebiyatçı şair Pridon Halvasi ve diğer Gürcü şahıslar tarafından verilen çeşitli konferanslar ve basın yayın organlarında yayınlanan makalelerde, Acara Özerk Cumhuriyeti’nin dağlık bölgelerinde Türklerin camiler açtıkları, yoksul köylülerin evlerini satın alarak medreseler kurdukları, bölgede yaşayan fakir Gürcülerin para karşılığı Müslümanlığı kabul ettikleri, okul çağındaki çocukların İngilizce öğrenimi maskesi ile İstanbul’a götürülerek, Türkçe öğretildiği yönünde beyanlarda bulunulduğu bildirildi.
Buna karşın, tarihsel süreç içerisinde Osmanlı hakimiyeti ile Müslümanlık inancına yakın olan ve Türkiye’ye sempati ile bakan bölge insanı Müslüman inancına sahip olduğunu beyan ediyor. Ancak, Türkiye karşıtı bazı şahıslar tarafından Türkiye’ye yönelik böyle asılsız iddialarda bulunulurken, Acaristan Özerk Cumhuriyeti’nde, Acaralılara 1920’li yıllardan beri uygulanan dini baskılar halen devam ediyor. 400.000 civarında nüfusu olan ve yaklaşık bu nüfusun % 70’i Müslüman olan Acaristan’da halkın dini görevlerini yerine getirmede pek çok sorun yaşadığı ifade ediliyor.
Bilindiği gibi, Gürcistan’ın, Rus yönetimi altına 1920′li yıllarda Acaristan’a girmesiyle birlikte bölgedeki Müslümanlara karşı büyük bir baskı yapılmasına başlandı. Dini ibadet yapmak yasaklandı, camiler çeşitli sebepler ile kapatıldı. Sarp sınırına giden Acaristan’lı Müslümanların Türkiye’den okunan ezanı dinlemeleri veya dinlerken tekrar etmeleri, yüksek sesle dua okumaları yasaklandı. Bölgede din hocası olarak bilinen şahıslar Rusya’ya çalışmaya gönderilerek, bölgeden uzaklaştırıldı. O yıllarda Müslümanlığı yok etmek için bölgeye bir çok Ortodoks rahip gönderildi. Rahipler Rus askerlerinin desteğiyle çeşitli yerlerde kiliseler yaptırdılar ve yeni doğan çocukları bu kiliselerde vaftiz ederek Hıristiyan bir nesil yaratmaya çalıştılar. Bu arada Müslüman adetlerin bozulması için de yeni adetler getirildi. Bu çalışmalar uzun vadede sonuç verdi. Bugün Acaristan’da Kurban veya Şeker Bayramı’nda misafirlere şarap ikram ediliyor, bir çok yerde domuz eti yeniliyor.
1990’lı yıllardan bu yana Acaristan’da Hıristiyanlığın tarihsel geçmişinin konu edildiği ve Gürcü dilinde bastırılan kitapların, özellikle Müslümanların yoğun olduğu bölgelerde ücretsiz olarak dağıtıldığı bildiriliyor. Kitapta; “Acaristan’ın eski bir Hıristiyan bölgesi olduğu, bölgedeki kilise ve dini yapıların Osmanlı işgali sırasında yağma edilerek, yakılıp yıkıldığı, Gürcü olan Acaristan halkının İslâmiyet’i Osmanlıların baskısı sonucu kabul etmek zorunda kalmasına rağmen bugüne kadar özlerini muhafaza ettiği” temaları işlendi.
Ayrıca, Acaristan’da 1993-1994 öğretim yılından itibaren ilk ve orta dereceli okullarda Hıristiyanlığın öğretilmesi amacıyla müfredata din dersleri konuldu.
Çeşitli köylere giden papazlar köylerdeki ateist veya Müslümanlara para vererek, boyunlarına haç takmakta ve günahlarından arındıklarını belirterek, cennete gideceklerini söylüyorlar. Bölgedeki ekonomik sıkıntı nedeniyle para karşılığı Hıristiyanlığı kabul etmelerini sağlayan papazlar bazılarını Tiflis’e götürüp televizyon programlarında “Kendilerinin Müslüman olduğunu ama çocuklarının Hıristiyan olmasında bir problem olmadığını, bir çok Müslüman ailenin Hıristiyan çocukları olduğunu” söyletiyorlar. Papazlar ayrıca köylerdeki Ortodokslara para vererek, onlar tarafından kilise kurulmasını istiyorlar.
Gürcistan/Acara Ö.C. Batum’a bağlı bir köydeki kilisenin bünyesinde bulunan matbaada Türkçe İncil basımı gerçekleştirdiği biliniyor.
Batum’da yaşayan Müslümanlar ile Hıristiyanlar arasında Gürcistan yönetimi tarafından dini ayrım yapıldığı kaydediliyor. Acara’da Müslüman kimliğini gözardı eden ve Gürcü ve Hıristiyan yaşantısını benimseyen Müslümanların, yönetimde yer aldığı gözlemleniyor. Yönetim, Ortodoks Hıristiyanlığa geçen Müslümanlara, kamu sektöründe iş bulmaları hususunda yardımcı oluyor ve atamalarda öncelik tanıyor. Müslümanlara ise resmi kurumlarda iş imkanı sağlanmamanın yanı sıra, Gürcüler tarafından “Vatan Haini” olarak tanımlanıyorlar. Bu gibi zorlukların yanı sıra Müslüman halkın Gürcü olarak kabul edilmesi nedeniyle Acaralılar, Müslüman kimliklerini hiçbir zaman ön plana çıkaramıyor.
İslam dini eğitimi verilmesinin yasak olduğu, Hıristiyanlık eğitiminin ilkokuldan itibaren ders olarak okutulduğu Acaristan Özerk Cumhuriyeti’nde, özellikle gençler arasında “Hıristiyan olmak modern olmak” gibi algılanmaya ve bir moda akımı halinde benimsetilmeye çalışılıyor.
Halk arasında, “Gürcistan ile Acaristan Özerk Cumhuriyeti arasında inanç açısından büyük bir fark kalmadığı, Acaralıların Müslümanlaştırılmış Gürcüler oldukları ve şimdi esas dinlerine döndükleri, bu nedenle özerkliğe ihtiyaç kalmadığı, otonom statünün sona erdirilmesi gerektiği” yönünde propaganda faaliyetlerinin de yürütüldüğü bildiriliyor.
Dağlık bölgelerde bulunan Müslüman köylerine mescit açılmasına izin verilmiyor. Sözkonusu çerçevede Batum’da bulunan bazı camilerden ezan okunmasına da izin verilmiyor. Acara’daki cami ve medreselere atanan din görevlileri, halkın sempati duymadığı kişilerden seçiliyor.
Gürcistan genelinde yayın yapan televizyon kanalları, Hıristiyanlığı seçenlerin katıldığı dini törenleri sürekli yayınlayarak Hıristiyanlık propagandası yapıyor.
Acara’da Müslüman halka İslamiyet’i anlatacak herhangi bir kurumun olmaması önemli bir sorun olarak görülüyor. Bu nedenle, sözkonusu açığı, Türkiye merkezli kuruluşların dini eğitimi ile kapatılmaya çalışılıyor. Acara halkı, çocuklarının Türkiye’de İslami eğitim almasını tercih ediyor.
Gürcü Ortodoks Kilisesi tarafından Acara bölgesindeki Hıristiyan Ortodoks inancının güçlendirilmesi ve yayılması amacıyla sürdürülen Hıristiyanlık propagandaları çerçevesinde bölgede yaşayan ve aslen Müslüman olmasına rağmen dini duyguları zayıf olan halka yönelik yapılan propaganda çalışmalarında başarı kazanılıyor. Bölgedeki Müslüman halkın geçmişte Hıristiyan ve Gürcü olduğu tezi kullanılmakta olup, sözkonusu tez özelikle Gürcü asıllı olanlar ve geçmişte din ve isim değiştirenler üzerinde etkili oluyor. Hıristiyanlığı kabul edenler, İslamiyet konusunda herhangi bir bilgisi bulunmayan kişiler arasından seçiliyor. Diğer taraftan, bölge halkı, zaten Gürcü ve Hıristiyan oldukları ve asıllarına döndükleri iddiasıyla, ikna edilmeye çalışılıyor, toplu vaftiz törenleri gerçekleştirilerek, bölge insanının Hıristiyanlık dinine geçmesi sağlanıyor. Müslüman isimleri, Hıristiyan adları ile değiştiriliyor. Düzenlenen vaftiz törenlerine Devletin üst düzey yetkilileri de iştirak ediyor.
Acara Ö.C.’de sürekli yeni kiliseler açılmasının yanı sıra, halka sözkonusu yerlerde vaazlar verilerek, telkinlerde bulunmak suretiyle Hıristiyanlık propagandası yapılıyor. Bu kapsamda Müslüman halka; atalarının aslen Hıristiyan olduğu, önceleri Hıristiyan iken Türklerin baskısıyla Müslüman olmak zorunda kaldıkları, bölgede Hıristiyanlığın yeniden hakim duruma getirilerek Ortodoks birliğinin sağlanacağı, binlerce Ahıska Türkü’nün din değiştirerek ABD’ye yerleştikleri, Hıristiyanlığı seçmeleri halinde istedikleri bir Avrupa ülkesine gidebilecekleri şeklinde yaklaşım gösteriliyor ve din değiştirmenin cazip hale getirilmesi maksadıyla iş garantisinin yanı sıra, maddi yardım vaat ediliyor.
Orta öğretim kurumlarında din dersi olarak Hıristiyanlık eğitimi veriliyor ve öğrencilere “Gürcistan’da Yaşayan Halk ve Gürcüler Hıristiyan’dır” teması empoze edilmeye çalışılıyor. Ayrıca, Bu Acaristan’ın Keda Bölgesi’nde Hıristiyanlık eğitimi verecek bir okul açıldı. Bunun dışında Kvaştat, Vayo ve Zvare köylerinde de okul açılması planlanıyor.
Özellikle Ramazan ayında bölgede vaaz vermek ve namaz kıldırmak için gelecek hocalara izin verilmezken, Tiflis ile problem çıkmaması için papazların bu çalışmalarına izin verilmesi tepki ile karşılanıyor.
Acaristan’da Hıristiyanlığın yayılmasında ısrarlı bir tutum izleyen Gürcistan yönetimi, son dönemde bölgeye yaptığı yatırımları artırarak Acaristan halkından gelebilecek tepkileri de bertaraf etmeye çalışıyor. Ancak sürekli olarak Gürcü yönetiminin Hıristiyanlık propagandası ve bu yönde baskılara maruz kalan Acaristan halkının, özellikle kırsal bölgelerde yaşayan ve dini baskılardan son derece rahatsız olan kesiminin bu kez bu radikal değişimi kabul edeceğine şüphe ile bakılıyor.
Naciye Saraç
Global Yorum İnternet Dergisi
nsarac@globalyorum.com
Haziran 21, 2007, 8:23 am üzerinde
KAFKASYA YOLGEÇEN HANI DEĞİL
Bütün toplumlar için büyük hassasiyet arz eden din konusu, özellikle çok değişik din ve mezheplere mensup Kafkasya’da büyük hassasiyet arz ediyor.
SSCB döneminde ülkeyi dağılmaktan kurtarmak, Rus olmayan milletleri siyasi baskı altında tutabilmek amacıyla, yönetimin de müsamaha ve teşvikiyle ateizm propagandası uygulandı. Halkları kültürlerinden uzaklaştırmak isteyen Rusya yönetimi tarafından 1920’li yıllardan beri Müslümanlara karşı uygulanan dini baskılar halen devam ediyor ve son dönemde de bölgede misyonerlik faaliyetlerinde artış gözleniyor.
Öte yandan, SSCB’nin dağılmasının ardından, gerek radikal İslâmî ülke ve örgütler, gerekse Hıristiyan misyonerler ve Hindistan’daki Budist mihraklar ile benzeri kuruluşlar; devrim ihracı, cemaatlerini artırma, kendi ülkelerine yönelik kamuoyu oluşturma, ekonomik çıkar sağlama, Kafkasya’daki düzeni bozmaya yönelik dini propaganda faaliyetlerine yöneldiler. Bu çerçevede, bölgeye çok sayıda din adamı ve öğretmen gönderdiler ve buralardaki eski ibadethaneleri onarmaya ve yeni ibadethane inşaatlarına başladılar.
Kuzey Kafkasya’da yoğun olarak İslam dinine mensup şahıslar yaşıyor. Ancak, SSCB’nin dağılmasını takip eden dönemde İslam dininin yaygınlaştırılması amacıyla bölgeye giden çoğu din adamının gerek dil ve gerekse dini bilgi düzeyinin bu bölgede yaşayan insanlara eğitim vermek için yeterli olmaması, İslam dininin gelişip yaygınlaşmasına engel teşkil etti. Öte yandan, bölgede, cami ve kilise yok denecek kadar az.
SSCB’nin dağılmasının ardından Kafkasya’daki dini boşluk, misyonerler tarafından kullanıldı ve bölgede bir çok misyoner kuruluş faaliyet göstermeye başladı. Bunların arasında, İngiltere/Halo Trust, Hollanda/Benevolence International, ABD/Al Haramain İslami Yardım Vakfı, Karaçay Çerkez Özerk Cumhuriyeti’ndeki Vahabi Cemaat Örgütü, Dağıstan Cemaat Şeriat Grubu, S. Arabistan merkezli Dünya Gençlik Asamblesi, Dağıstan Nur-Ul İslam Haber Merkezi ile Rabıta Teşkilatı, Hizb-ut Tahrir, İngiltere ve ABD’de karargahları bulunan İslami Yardım Örgütü, Merkezi Londra’da bulunan Muslim Aid, Moskova/ Uluslararası İslam Organizasyonu ve Hıristiyanlık propagandası yapan Çad Kuruluşu gibi kuruluşlar sayılabilir.
Bunların yanısıra, Moskova, Saint Petersburg, Kiev, Bakü, Tiflis, Minsk, Almatı, Taşkent, Erivan şehirlerinde irtibat büroları bulunan Yehova Şahitleri de bölge halkına iyi ilişkilerle yaklaşarak, maddi yardımlarla ilişkilerini pekiştiriyor. Basım ve dağıtımını yaptıkları yayınlar vasıtasıyla propagandalarını yürütüyorlar.
İran ise, Osetyalıların Kafkasya’nın otokton halklarından biri olmakla beraber, dil özelliği nedeniyle, Ari ve Fars kökenli oldukları yönünde ve devrim ihracına yönelik propaganda çalışmalarını sürdürüyor. İran, ayrıca Dağıstan ve Çeçenistan’da da faaliyette bulunuyor.
Öte yandan, Kuzey Kafkasya Cumhuriyetleri’ndeki Vahabi hareketleri de Kafkasya’da yaşayan Müslüman ve Hıristiyan toplumlarını asimile etmek ve bölgede Vahabi unsurların egemen olmasını sağlamak amacıyla güç kazanmaya çalışıyor. En büyük amaçları ise bölgede “İslam Gençlik Organizasyonu” kurmak. Bu amaçla, Kafkasya’daki Cumhuriyetlerden Müslüman gençleri örgütleyerek, Suudi Arabistan ve Pakistan’da eğitime tabi tuttukları biliniyor.
Vahabi örgütleri finansal kaynaklarının bir bölümünü Arap ve bazı Avrupa ülkelerindeki Müslüman insani yardım organizasyonlarından ve bölgede istikrarsızlığı destekleyen Rus çıkar gruplarından temin ediyorlar.
Vahabi akımı, özellikle Çeçenistan ve Dağıstan Ö.C.leri aracılığıyla RF Başkurdistan, Tataristan, Tuva Ö.C.’leri ve Orta Asya Cumhuriyetleri’nde bulunan ülkelere yöneliyor. Politik gayelerine ulaşmak amacıyla bölgelerdeki radikal İslamcı diğer gruplarla ilişki kurarak faaliyetlerini sürdürüyor. Din olgusuna dayanan propaganda konuşmalarıyla K. Kafkasya’daki Ö.C.leri dolaşarak, bulundukları Ö.C.’de, diğer Ö.C. toplumlarının dinle bir ilişkisi olmadığı veya zayıf olduğu şeklinde görüşler bildirmek kaydıyla kaos ortamı yaratmaya çalışıyorlar.
Vahabiler, Kuzey Kafkasya bölgelerindeki sorumlu liderleri özellikle nüfus kesimi içerisinden doktor, mühendis, öğretmen, imam gibi aydın meslek sahiplerini seçip, bu kişilerin kültür birikiminden faydalanmak amacıyla akımın bünyesine alıyor. Ayrıca, Kafkasya’da faaliyet yürüten mafya grupları ve gayri meşru işlerle uğraşan kişilerle de ilişki içerisinde bulunup bu tip grup ve kişilere maddi destek sağlayarak, akımın terörist hareketlerini güçlendirmeye çalışıyor. Sempatizanlarına maddi yardımın dışında, maaş bağlıyorlar. Vahabi akımı, bu merkezde yürüttükleri çalışmalarla Kafkasya’daki Cumhuriyetlerin yönetimlerinin otoritelerini kaybettirerek, iktidarları yıpratmak istiyor.
Ancak, Vahabizmin, Kafkas Halkları üzerindeki olumsuz etkisi toplum tarafından hissedilmeye başlandı. Bu nedenle alınan önlemler kapsamında Ortadoğu ülkelerinden Kuzey Kafkasya Ö.C.lerine gelenlerin bölgeye serbestçe giriş yapmaları kısıtlanmaya başlandı. Rus güvenlik güçlerince, Vahabi kontrolünde bulunan cami ve mescitlerde Taliban destekli teröristlerin faaliyet gösterdikleri, silah ve bomba eğitimi verdiklerinin tespit edilmesi üzerine, güvenlik güçleri, yeraltında faaliyet gösteren Vahabilerle mücadele etmek amacıyla operasyonlar düzenlemeye başladılar.
Moskova’da, sahip oldukları yüksek maddi güç ile orantılı etkinliği olan Yahudi Lobisi de, Kafkasya’da yayılmakta olan Vahabi hareketine destek veriyor. Yahudiler, RF’nun geçmişten gelen Müslüman düşmanlığını kullanarak, RF’nun karşısında tehlike olarak gördüğü Çeçenistan ve Dağıstan’ı, daha da öteye giderek Kafkasya’yı, Vahabileri kullanarak karıştırmaya ve Müslüman halklar arasında ihtilaf yaratmaya çalışıyor.
1994-1996 Rus-Çeçen savaşı sırasında Çeçenistan’a gelen Suudi Arabistan uyruklu şahıslar, savaş sonrası bölgeden ayrılmadılar. Özellikle Vahabiler tarafından Arap kökenlilere iş imkanları yaratılarak, Vahabilik’in gelişmesi amacıyla Suudi Arabistan’dan Çeçenistan’a yönelik maddi yardım imkanlarına da olanak sağlandı.
Çeçenistan’da Şubat 1999 tarihi itibariyle şeriat kurallarının yürürlüğe girmiş olması, ülkede yaşayan Vahabileri cesaretlendirdi ve etkinlik kurma çalışmalarına hız kazandırdılar. Çeçenistan’da şeriatın tam anlamıyla yürürlüğe konulması için mevcut yönetiminin değiştirilmesi gerektiğini savunan Vahabiler, bu amaca ulaşmak için her yolu deniyor. Hatta, Çeçenistan’daki Vahabilerin lideri, yaşları 12-15 arasında değişen Çeçen gençlerin, zor kullanılarak, yurtdışındaki Vahabi eğitim merkezlerine götürülmesini emrettiği açıklamasında bulunduğu ifade ediliyor. Hem erkek, hem de kız çocukların ailelerinden zorla koparılıp, yurtdışındaki eğitim merkezlerine götürüldüğü öğrenilirken, Çeçen, Nogay ve Kumuk asıllı ailelerin çocuklarının da bunların arasında olduğu bildirildi.
Bu olumsuz gelişmeler üzerine önlem almak isteyen Çeçenistan Ö.C. hükümeti, radikal İslam ve Vahabilik ile mücadele kapsamında, bölgede Vahabilik propagandasına yer veren çok sayıda aşırı dinci yayını toplattı. Vahabiliğin önlenmesi için tüm okullarda dini eğitim verilmesi için çalışmalara yönelindi. Çeçenistan yönetimi tarafından bölgede yaşayan gençleri terör, uyuşturucu, gasp gibi yasadışı faaliyetlerden uzak tutmaya yönelik olarak dini içerikli propaganda yapılması hususunda da, Ekim 2006’da Çeçenistan Ö.C. Müftülüğü vasıtasıyla girişimlerde bulunuldu.
Adıge Ö.C. Yönetimi de, Cumhuriyet içerisinde Vahabi akımının yaygınlaşmasını engellemek amacıyla RF Güvenlik Teşkilatı FSB ve Polis Teşkilatı ile sürekli bağlantılı çalışıyor. 1998 yılında da, Adıge Ö.C. Din İşleri Sorumlusu ve Müftüsü’nün ortak görüşleri çerçevesinde Vahabi’lerle mücadele etmek için bölgelerdeki imamlar ile toplantılar yapılarak, imamların Vahabi tehlikesini halka anlatmalarının sağlanması için geniş çaplı bir çalışma yapılması kararı alındı.
Kabartay Balkar Ö.C.’deki Vahabilik faaliyetleri bölge halkı arasında huzursuzluk yarattı. Parlamento, 2001’de, Ö.C.’de faaliyet göstermeye çalışan ayrılıkçı ve radikal İslam anlayışı boyutuna dayalı dini faaliyetler ile organizasyonların kuruluş ve faaliyetleri ile ilgili olarak yeni Terörle Mücadele Yasası çıkartarak, yürürlüğe koydu. Ayrıca, ülkenin milli bütünlüğüne zarar veren dini ve etnik sürtüşmelere yol açan, kaos ortamı yaratan her türlü eylem ve faaliyetler yasaklandı. Aşırı dinci gruplar içerisinde yer alanlar, gözaltına alındı.
Karaçay-Çerkes Ö.C.’nin iç savaşa sürüklenmesi için Vahabi akımına mensup şahıslar Cumhuriyet dışından da aldıkları desteklerle faaliyet gösteriyor. Ö.C.’de yaşayan Vahabilerin sayısı oldukça büyük miktarlarda gösterilerek, bir kaos oluşturulmaya çalışılıyor ve bölgede çıkacak kargaşa ortamından çıkar sağlayabilecek gruplarca çatışma ortamına sürüklenmek isteniyor. Ancak, yönetimin önlem alması nedeniyle başarılı olamıyorlar.
Öte yandan, Abhazya’da radikal İslam hareketi Vahabizm yanlıları özellikle Gudauta bölgesi ile köylerde toplanıyor ve çeşitli mitingler düzenliyorlar. Hatta, Abhazya’nın kuzeybatısında Gudauta bölgesinde ve Rusya sınırına yakın Pskhu köyünde birer eğitim kampı olduğu ifade ediliyor. Vahabizm yanlıları Abhazya’nın diğer dinlerden ve Rus vatandaşlarından arındırılmasını, ayrıca Rus ve Ermeni asıllılara iş verilmemesini talep ediyor.
Gürcistan Milli Güvenlik Bakanlığı tarafından Vahabilerin Abhazya’da silahlı gruplarının ve radikal planlar yaptıkları, bu grupların El-Kaide’nin de aralarında yer aldığı radikal organizasyonlarla ilişki içerisinde bulundukları gibi hususların tespit edilmesi üzerine Suhumi’de 2005’de Vahabilikle mücadele maksadı ile FSB’ye bağlı bir birim açıldı. Birim tarafından bu faaliyetlere katılan şahıslar izlenerek, aileleri de kontrol altına alınıyor. Diğer taraftan, Vahabiliğe karşı olan diğer ılımlı Müslümanların dini faaliyetlerine izin veriliyor.
Bu unsurların yanı sıra, Kafkasya’da faaliyet gösteren Hıristiyan misyoner gruplar da, bölgede yürüttükleri çalışmalar ile hakimiyet kurmaya çalışıyor. Taraftar kazanmak isteyen kiliseler, Kafkasya’ya yatırım yapıyor. Dağıtılan dini propaganda içerikli kitaplardan etkilenen gençlerden bir çoğunun Hıristiyanlığı kabul ettiği öğrenildi.
RF’da Ekim 1997’de çıkarılan “Dini Örgütlenme ve Kişisel Hürriyetler” yasasından sonra kiliseler önemli bir güç kazandı. Kuzey Kafkasya bölgesinde Hıristiyanlık propagandasına büyük önem veren RF tarafından kiliselere geniş maddi imkanlar da sağlanıyor. Ayrıca, Kafkasya’da Rusların bulunduğu her köye kilise yapılması için kampanya başlatıldı. Müslüman halk üzerinde Hıristiyanlık faaliyetleri de yoğun olarak sürdürülmekte olup, kiliseler tarafından bedava kitap dağıtılıyor ve çeşitli sosyal yardımlar yapılıyor.
Ayrıca Batı Avrupa ülkelerinden gelen Hıristiyan misyonerler de Kafkasyalılara yönelik faaliyetlerde bulunuyor.
Ekim 1997’den sonra Adıge Özerk Cumhuriyeti başkenti Maykop’ta bulunan dört kilisenin büyük harcamalar yapılarak restore edilmesine başlandı. Zengin mali kaynaklara kavuşan kilise Hıristiyanlık propagandasına yönelik yoğun faaliyetler içerisine girdi.
Abhazya Ö.C. Affon adlı yerleşim bölgesinde bulunan manastırda, yoğun şekilde Hıristiyanlık propagandası faaliyetleri yürütülüyor. Manastırda, bölgede Hıristiyanlığı kabul edenlere yönelik para yardımı, ücretsiz yiyecek yardımı yapılıyor ve fakir ailelerin sağlık sorunları ile ilgileniliyor. Bu çalışmalar sonucunda, Abhazya’da yaşayan Müslümanlar ile ateist ve Hıristiyan gruplar arasında dinsel çatışmaların çıkabileceği ifade ediliyor.
İnguşetya’daki Çeçen mültecilere yardım getiren bazı uluslararası teşkilatlar beraberlerinde çok sayıda misyoner de getirdi. Buradaki mültecilerin Hıristiyanlığı kabul etmesi için bazı misyoner teşkilatları tarafından yoğun bir faaliyet yürütülüyor. Bu teşkilatlar sadece dini propaganda yapmakla yetinmeyerek, insanların ihtiyaç içinde olmalarını da istismar ederek, onların yardım alabilmeleri için düzenledikleri dini etkinliklere katılmalarını talep ediyor.
Kabartay-Balkar Ö.C. Maysk bölgesinde bulunan bir kilisede ise Rusça Hıristiyanlık propagandası yapan bir radyo faaliyet gösteriyor. Ancak, radyo yayınları bölge halkı tarafından tepkiyle karşılanıyor.
Kafkasya’daki Özerk Cumhuriyet ve Topluluklarda yerel yönetimler tarafından aşırı dinci faaliyetlere karşı gerekli önlemler alınmaya çalışılıyor. Kafkasya’da açılan İslam Enstitüleri vasıtasıyla bilinçli din adamı açığı kapatılmaya çalışılıyor.
Misyonerlerin tek amacı bölücülüktür. Misyonerler ve diğer radikal dinci gruplar, Kafkasya’da azınlık ve yerli yardımcı sağlamak için çaba gösteriyor. Bunun için çeşitli yöntemlere başvuruyorlar.
İnsanlar, kendi dinlerini özgürce yaşama ve seçme şansına sahip olmalıdır. Her din barış ve sevgi üzerine kurulmuştur ve dinlerin, kavga üreten, insanlar arasında ayrımcılık yaratan bir unsur olmaması gerekir. Ancak, dinlerin uluslararası çıkar ilişkilerine araç kılınması, dinler arasında gerilimleri artıracaktır. Bu nedenle, Kafkasya’daki yöneticilerin bu tür faaliyetleri engellemeye yönelik, ulusal ve uluslararası hedef ve stratejiler belirlemesi ve uygulaması gerekiyor.
Naciye Saraç
Global Yorum İnternet Dergisi
nsarac@globalyorum.com
Temmuz 30, 2007, 7:34 am üzerinde
RADİKAL İSLAMİ UNSURLAR KIRIM TATARLARINA YÖNELDİ
Ukrayna mevzuatında yürürlükte bulunan sosyal dernekler kanunu dünyanın en liberal kanunlarından biri olduğu için Rusya dahil dünyanın birçok ülkesinde yasaklanmış bulunan dini partiler Ukrayna’da rahatça faaliyet gösterebiliyor. Bu kanunun nimetlerinden yararlanmak isteyen radikal İslami unsurlar da özellikle Kırım Özerk Cumhuriyeti’nde yaşayan Müslüman Kırım Tatarlarını etki altına çalışılıyor. Bu durum ise tarihleri boyunca laik yapıda bir yönetim anlayışını benimseyen ve bir bölümü Orta Asya’ya zorunlu göç ettirildikten sonra Gök-Tanrı dini veya pagan inanışlarını bırakarak, Müslüman olan Kırım Tatarları arasında huzursuzluk yaratıyor.
Bölgedeki etkilerini Karadeniz bölgesine yaymaya çalışan RF ve Arap ülkeleri kaynaklı oldukları ifade edilen radikal İslamcılar, Kırım’daki olumsuz yaşam koşulları, yanlı yaklaşım ve bazı Hıristiyan unsurlarca Tatarlara gösterilen düşmanca tavırlar nedeniyle özellikle genç Tatar nüfusu üzerinde etkili olmaya çalışıyor. Üyelerini, Kırım’daki eğitimci, tarihçi ve hukukçular arasından seçmeye çalışan Parti, bu örgütlenmeyi Kırım Tatarları’na gündelik işlerinde yardımcı olmak suretiyle taraftar toplayabilmek için kullanıyor. Hedefinin, “Cihat yoluyla Müslümanları İslami yaşam tarzına döndürmek” olduğunu açıklayan Hizbut Tahrir Partisi’nin Kırım’daki 2.000 üyesiyle en etkili radikal unsur olduğu kaydediliyor. Parti’nin şeriat kanunlarını Kırım yarımadasında yaşayan her dinden insanlara canlarını kurtaracak tek kurtuluş yolu olarak tanıttığı, Parti’nin görüşlerini yansıtan “Vozrojdeniye” (Dirilme) isimli gazetede de partinin görüşlerine yer veren ifadelere sıkça rastlandığı gözleniyor. Buna karşın, Partinin faaliyetlerini engellemek isteyen Kırım Müftülüğü’nün, Hizbut Tahrir propagandası yapan imamları görevden aldığı ve partinin Ukrayna’daki liderlerine yönelik olarak Kırım Tatarları’nı radikalleştirmeye çalışmakla suçlamalarda bulunduğu belirtiliyor.
Diğer taraftan, Suudi Arabistan da, Vahabiliğin Kırım ve Kafkasya’da yayılmasına yönelik çaba gösteriyor. Kırım’da yaşayan Müslüman Tatarları bölmek amacıyla sürdürülen Vahabilik propagandasının temeli, Arap milliyetçiliği ve Türk düşmanlığına dayanıyor. Bu kapsamda, fakir halka maddi yardımda da bulunan Kırım’da faaliyet gösteren Vahabiler, Türk camilerinde mimarinin yanlış olduğu tezini savunarak, Arap mimari stiline uygun camiler yaptırıyor. Ayrıca, Suudi Arabistan’dan Kırım’a gelen Rusçayı çok iyi derecede bilen din görevlileri de, Tatarlara yönelik propaganda çalışmaları yürütüyor. Suudi Arabistan’da da Kırım Türkü öğrencilere eğitim veriliyor ve ülkede açılan gençlik kamplarında öğrenime devam ediliyor.
Kırım’daki çeşitli üniversitelerde öğrenim gören Suudi Arabistan uyruklu öğrenciler, camilerde imam olarak görev almaya çalışmak ve beraberlerinde getirdikleri propaganda içerikli yayınları dağıtmak suretiyle Vahabilik’i yaymaya çalışıyor.
Genellikle insani yardım, ticaret, eğitim ve turizm amacıyla çeşitli İslam ülkelerinden Kırım’a gelen iyi eğitimli, Kırım Tatarları’na sosyal hayatlarında yardımcı olabilecek ve onları yönlendirebilecek entelektüel düzeye sahip bazı kişiler de, bireysel temas kurmak ve toplantılar düzenlemek suretiyle faaliyet gösteriyor.
Kırım’daki İslam ülkelerindeki toplumsal örgütlerin şubeleri ve vakıfları, başta Kırım Tatarlarının yöneticileri olmak üzere yerel cemaatler ve ailelere temel gıda ürünleri, öğrencilere kırtasiye malzemeleri ve maddi yardımlar dağıtarak, içinde dini eğitim yapılması koşuluyla düşük gelirli aileler için konutlar satın alarak, bireysel çalışmalarda da bulunuyor.
Kırım’da faaliyet gösteren Hizb-ut Tahrir ve Vahabi unsurların dağıttıkları dini propaganda içeren kitap ve broşürlerde temel ilke olarak, millet ve milliyetçilik görüşü İslam dinine aykırı sayılmasının yanı sıra, bu kavramlar çerçevesinde hareket edenler ise “kafir” olarak nitelendiriliyor. Millet olgusu ve milli kültürünü koruyan, savunan veya geliştiren Kırım Tatarları’nı “kafir” olarak tanımlandıran bu tür propagandalarla, Kırım Tatarları’nın aynı amaç doğrultusunda birlik, beraberlik ve bütünlük içerisinde olunmasının engellenmesinin yanı sıra, daha kolay ele geçirmek amacı doğrultusunda ortak değerlerin yok edilerek, zayıf ve güçsüz kılınması hedefleniyor.
Tüm bunlara karşın, Kırım Tatarları arasında halen din ve milliyet unsurları arasında bir denge bulunmasının yanında, Kırım Tatarlarının Sünni mezhebine mensup olmaları dolayısıyla, ülkedeki radikal örgütlenmelerin bu tür faaliyetleri, halk arasında tepki ile karşılanıyor. Zaten, Kırım Tatarlarının yıllardır devam eden sorunlarının bir türlü çözüme kavuşamaması nedeniyle, bu tür faaliyetlere ayıracak ne zamanları ne de imkanları bulunuyor.
Diğer taraftan, Kırım Tatarları kendi imkânları ile vatana dönemeyen Kırım Tatarlar için organize dönüş, soykırım esnasında Kırım Tatarlarına verilen zararların tazmin edilmesi, milli eğitim sistemi ve kültürün yeniden düzenlenmesi, Avrupa sistemine entergrasyon, batı model ve değerlerine katılınması gibi sorunlarını çözmek zorunda.
Büyük rahatsızlık duyulan bu tehlikeli gelişmeler doğrultusunda, Kırım Tatar yöneticilerine, Kırım’da faaliyet göstermeye çalışan radikal örgütlenmelere karşı aktif mücadele edilmesi, söz konusu radikal dini propagandalara karşı milli birlik ve beraberlik bilinci doğrultusunda karşı durulması, aralarında yer almaya çalışan bu tür şahıs ve grupların dışlanmasına yönelik gerekli hassasiyetin özenle gösterilmesi çağrısında bulunuluyor.
Naciye Saraç
Global Yorum İnternet Dergisi
nsarac@globalyorum.com